© WWW.CILTUZMANI.COM    Copyright © 2007 [ciltuzmani.com]. All rights reserved
Made by Babur
Cilt Uzmanı Uzm. Dr. Babür Süer Dermatoloji & Estetik Dermatoloji Uzmanından en tarafsız kaynak.

Cilt Enfeksiyonları

Deri dış ortamda bulunan pek çok bakteri mantar, virus ve toksinle sürekli temas halindedir. Deri epidermis, dermis ve cilt altı yağ dokusundan oluşur. Cildin en üst tabakası epidermis 1 mm’den daha incedir ve damar içermez. Epidermisin hemen altındaki dermiste, kan ve lenf damarları, fibroblastlar, ter ve yağ bezleri ve kıl follikülleri bolca bulunur. Cilt altı yağ dokusu, hem darbelere karşı tampon, hem de bir enerji deposu görevi üstlenir. Deri altında bir fasiya  kas dokusu ile deriyi birbirinden ayırır. Derinin birçok, immünolojik fonksiyonu mevcuttur. Deri yüzeyinde, kalıcı bir flora ve geçici birçok mikroorganizma yaşamaktadır.

YÜZEYEL   DERİ   ENFEKSİYONLARI (PİYODERMİLER)

Primer yüzeyel deri enfeksiyonlarına Piyodermi adı verilmektedir. Piyodermiler en sık olaraki beta-hemolitik streptokoklar ve Staphylococcus aureus tarafından oluşturulur. Piyodermiler normal cilt üzerinde meydana gelen bakteriyel enfeksiyonlardır. Eğer mevcut bir cilt enfeksiyonu üzerine gelişirse “sekonder enfeksiyon” olarak tanımlanır.

Folikülit

En sık S. Aureusun  neden olduğu bakteriyel kıl follikülü enfeksiyonudur. Gram negatif basiller, mantarlar ve virüsler de hastalığa neden olabilir.  Sistemik bulgu yoktur  sadece kıl çevresinde  2-5 mm çapında kızarık bir alan vardır. Follikülünün  giriş bölgesinde  kabarık küçük bir püstül mevcuttur.   Çoğu zaman spontan  iz bırakmadan iyileşebilir. Çocuklarda saçlı deride, erişkinlerde koltukaltında, sakal bölgesinde, kalçada, kol ve bacaklarda görülür.  Sycosis barbae , derin bir follikülittir. Sakal bölgesinde follikül çevresinde görülen bir inflamasyondur. Yayılıp kronikleşmemesi için tedavi edilmesi gereklidir. Lokal antibiyotikli pomadlar yeterli olabilir. Eğer yaygın enfeksiyon var ise sistemik antibiyotikler gerekebilir.  Mantarların oluşturduğu dermatofitik  follikülit de görülebilir.  Farkı kıllarda dökülme görülmesi,  püstülden çok süpürasyon ve granülomatöz lezyonlar olmasıdır. Bölgedeki kıllar hassas değildir ve koparılması ağrıya neden olmaz.  Kaplıca, sıcak su küveti, havuz  gibi kaynaklardan bulaşan,   Pseudomonas aeruginosa’nın neden olduğu bir folikülit görülebilir.  Vücudun nem oranı yüksek yerlerinde sık görülür. Sıklıkla dış kulak yolu, meme areolası   enfekte olabilir. Ağrı ve kaşıntı olabilir. Çoğu zaman enfeksiyon kendini  sınırlar. Tekrarlayan follikülitler olabilir. Follikülit nadiren fronküle dönüşebilir.  Tedavi için bölge temizlenir, antibiyotikli pomad kullanılır. Komplikasyon yoksa sistemik tedavi gerekli değildir.  

Fronkül ve Karbonkül

Fronkül kıl follikülü enfeksiyonudur ve follikülitin dermisten deri altı dokulara doğru  ilerlemesi ile küçük  apseler oluşur. Çıban veya kan çıbanı olarak da isimlendirilir. Vücudun kıllı bölgelerinde sıklıkla sürtünme ve terlemenin çok olduğu herhangi bir yerde de oluşabilir. Ense, yüz, koltukaltı ve kalça en sık görüldüğü yerlerdir.   Başlangıçta dermiste sert, hassas ve kırmızı bir şişlik olarak başlar, sonra yumuşar yayılır, ağrılı apse karakterini alır. Kendi haline bırakıldığında, püstüle olur hafif kanlı, pürülan olan akıntı boşalarak iyileşir.  Fronküloz sık tekrarlıyor ise S. aureus taşıyıcılığı araştırılmalıdır. Kalabalık yaşam alanlarında ve aile içerisinde salgınlara neden olabilir. Bu tür yerlerde  Klorhekzidin banyoları, ayrı havlu ve çarşaf kullanımı ve taşıyıcılar yönünden tarama yapılması gerekmektedir. Birden çok fronkül yayılıp birleşirse karbonküller oluşabilir. Karbonkülde büyük, ağrılı , şiş yumru şeklinde kızarık lezyonlar vardır. Fronkül ve karbonkülde etken çoğunlukla S. aureus’tur. Ancak bazen Mycobacterium furunculosis’e bağlı salgınlar da  bildirilmektedir. Aşırı kilo, steroid kullanımı, nötrofil fonksiyon bozuklukları ve şeker hastalığı olan kişilerde daha sık görülür. Yaygın fronküllerde ve tüm karbonküllerde ateş , lökositoz mevcuttur.  Enfeksiyon eğer yüz ve ağız kenarında ise venöz drenaj yolları nedeniyle kavernöz sinüs trombozu, bakteriyemi ve metastatik enfeksiyon gibi komplikasyonlara neden olabilir. 

Risk Faktörleri

Karbonkül ve fronkülü olan bir kişi ile yakın temas  hastalığa yakalanma şansını artırır.  Kötü hijyen, diyabet, zayıflamış bağışıklık sistemi, dermatit, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı, tıraş ve cilt hasarı yapan diğer nedenler risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.

Tedavi

Bazen tedavide ağızdan alınabilen veya cilde sürülebilen antibiyotiklere ihtiyaç duyulur.Gerekirse ağrı kesiciler kullanılabilir. Normalde reçetesiz ilaçlar yeterli olabilir. Bazen derin veya büyük karbonküllere cerrahi müdahale gerekir. Karbonkül bir neşter veya iğne ile doktor tarafından drene edilebilir. Bir karbonkülü kendiniz boşaltmaya kalkarsanız, enfeksiyonun kan dolaşımına ve vücuda yayılmasına neden olabilirsiniz. Ağrıyı ve enfeksiyon yayılma riskini azaltmak için evde günde birkaç kez temiz, nemli bir bez koyup 15 dakika bekletebilirsiniz. Bu daha hızlı boşalmasına yardımcı olacaktır. Anti bakteriyel sabun ile cildinizi temiz tutulması önemlidir. Bir Karbonküle dokunulduysa eller yıkanmalıdır. Eğer ameliyat geçirdiyseniz sıklıkla sargıları değiştirilmelidir. Bir karbonkül, genellikle medikal tedaviye iyi yanıt verir. Bazı durumlarda, tıbbi müdahale olmadan da iyileşebilir. İlk enfeksiyon ileride tekrarlanan enfeksiyonlara yol açıyorsa, bu durum daha büyük bir sağlık sorununun bir işareti olabilir. Tıbbi yardım gereklidir. Bir Karbonkül'ı önlenmesi Uygun hijyen Karbonkül'e yakalanma riskini azaltır, yemekten önce ve tuvalet sonrası sonra ellerin yıkanması, bakterileri cildinizden uzak tutmak için yeterince duş alınması, sivilceler ve çıbanın sıkılmaması veya yaralı cildi ovuşturulmaması, giysiler, çarşaf ve havluların sıcak su ile düzenli yıkanması, kronik bir hastalık şüphesi veya deride hasara neden olan bir diğer cilt sorunu varsa bir doktora gidilmesi gerekmektedir.

DERİ ABSELERİ

Derini alt tabakası dermis veya daha derinde pürülan sıvı toplanması ile deri apseleri oluşur. Bu apseler hassas ve ağrılıdır. Kızarık ve içi pü dolu şişlikler şeklindedir. Yaklaşık %25 inde S.Aureus tek patojendir. Ancak pü pek çok bakteriyi içerebilir. Kendiliğinden gelişebilir. Travma, IV ilaç kullanımı, diyabet oluşumunu kolaylaştırabilir. Çoğu zaman püstül açılarak iyileşir ancak bazen kana bakteri yayılması ile,  septik artrit ve osteomiyelite  gidebilir. 

Tedavi

Sıcak kompres fronkülde  çoğu zaman kendiliğinden düzelmesini sağlayabilir. Daha geniş fronküllerde veya karbonküllerde cerrahi olarak boşaltmak gerekecektir.  Fronküllerde ateş yoksa sistemik tedaviye  genellikle gerek yoktur. Ancak karbonküllerde ateş olmasa da sistemik tedavi gerekir. Hem fronkül hem de karbonkülde, bakteriyemi ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülebilir. Dudak ve burun çevresindeki enfeksiyonlar kavernöz sinüse gidebilir. Osteomiyelit, endokardit ve beyin apsesi gibi enfeksiyonlar gelişebilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda stafilokok taşıyıcılı araştırılmalıdır. Apse tedavisi cerrahi olarak boşaltılmasıdır. İşlemden önce kalp kapağı enfeksiyonu riski olan hastalara antibiyotik verilmelidir. Doktor apse boşluğuna işlem sonrası bazen bir dren koyabilir. Alınan materyal incelenebilir, kültür alınabilir. İşlem sonrası hastanın durumuna göre antibiyotik verilebilir.

İMPETİGO

İmpetigo, genellikle 2-5 yaş arasında görülen primer bir piyodermidir  S. aureus, impetigoyu yapan eksotoksin ve koagulaz denen maddeleri üretir, doku hasarı da varsa impetigo gelişebilir. İki farklı formu vardır. Basit impetigo En sık görülen formudur. Çocuklarda sıktır. Kızarık bir zeminde zeminde papülloveziküler olarak başlar püstüle olur ve sarı renkli kabuklanma ile iyileşir.Bül yoktur. Genellikle yüzde görülür ancak travma sonrası kol ve bacaklarda da görülebilen bu  lezyonlar bulaşıcıdır. Neden olan bakteriler sıklıkla Streptococcus pyogenes ve Staphylococcus aureus’tur. Büllöz İmpetigo  Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde daha sık görülür. Kızarık zeminde açık sarı renkli içi sıvı dolu lezyonlar vardır bunlar püstüle olur ince, kahverengi bir kabuklanmayla iyileşir. Kaşıntı yoktur.  Bakteri toksini en sık nedendir. Kabuk altından alınan sıvıdan S. Aureus bakterileri  gösterilebilir. Tedavide kabuklar  sabunlu ılık su ile temizlenir  ve  antibiyotikli pomadlar sürülür.  Pomad tedavisine yanıt alınmaz ise veya yaygın ise ağızdan antibiyotik tedavisi  verilebilir. Selülit, lenfanjit, lenfadenit osteomiyelit, septik artrit, ve glomerülonefrit  gibi komplikasyonlar açısından dikkatli olunmalıdır.

SELÜLİT

Deri altı yağ dokusu dermişin alt bölülerinin akut bir enfeksiyonudur. En sık nedeni S. aureus ve beta-hemolitik  streptokoklardır.Tuttuğu bölgede ağrı kızarıklık ve hafif şişme vardır. Sınırları belirgin değildir. Üşüme titreme, ateş ve bölgesel lenf bezlerinde büyüme vardır. Bazen bakteriler kanda yayılarak,  taşikardi, şuur bulanıklığı  ve tansiyonda düşmeye neden olabilir. Selülit, lenfatik damarlarla yayılma riski nedeni ile ciddi bir enfeksiyondur.   Ülser,  travmatik  yara, ayak mantarı gibi deri bütünlüğünü bozan nedenler hastalığı tetikleyebilir. Ayrıca toplardamar yetmezliği, fazla kilo, dalağın çıkarılmış olması,  tibia kemiğinde  kırık,  gebelik ve daha önce selülit geçirmiş olma risk diğer risk faktörleridir. Bazen hastaneye yatırmak gerekebilir. Oral veya IV antibiyotik tedavisine  hemen başlanır. Tedavi 14 gün sürer. Ağrı ve şişlik için antienflamatuarların kullanılması gerekebilir.Mantar hastalığının tedavisi ,diyabet hastalarında  yumuşatıcı kremler, altta ödem varsa ayağın yükseğe kaldırılması, varis çoraplarının  kullanılması  ve diüretik  tedavi gibi önlemlerle tekrarlaması önlenebilir.  

LENFANJİT

Lenf damarı enfeksiyonudur. En sık kol ve bacaklarda görülen bu enfeksiyonun ensık etkeni grup A streptokoklar dır, S.aureus daha az görülür. Hastada lenf bezlerinde büyüme ve lenf damarı boyunca ağrılı, çizgi şeklinde bir kızarıklık görülür. Tedavide antienflamatuar ve antibiyotiklerin yanı sıra heparin tedavisi de gerekebilir.

ERİZİPEL

Yılancık ismi verilen erizipel lenf damarı, yüzeyel dermisin tutulduğu bir selülit tipidir. Çoğunlukla grup A streptokoklar neden olur. Çok küçük yaşta ve yaşlılarda görülür. Normal ciltten keskin bir hatla ayrılan parlak kırmızı, şiş ve portakal kabuğu görünümünde ağrı ve ateş ile başlar. Erizipel lenfler ve dermis ile sınırlı kalabilir, ancak bazen bakteriyemi, deri altı apseleri, derin selülit ve nekrotizan fasit gibi daha ağır durumlar gelişebilir. Tedavide antibiyotikler kullanılır.  

ERİZİPELOİD

Enfekte balık, deniz kabukluları, kümes hayvanları veya etle uğraşan kişilerin el ve parmaklarda görülen pembe renkli bir selülittir. Etken Eryzipelothrix rhusiopathiae’dir. Deride lokal şişlik ve kızarıklık ile görülen hafif bölgesel bir form dışında, ateş ile ortaya çıkan yaygın bir form ve endokardit ile alakalı nadir görülen sistemik bir form mevcuttur.

EKTİMA

Kalın kabuklu erozyon ve ülserasyonlarla karekterize enfeksiyonlardır. Genellikle ihmal edilmiş bir impetigo enfeksiyonunu izler. İmpetigonun derin formu olarak da bilinir. Genellikle evsizlerde,sıcak ve nemli bölgelerdeki askerlerde sık görülür. S. aureus veya S. pyogenes ektimanın olağan patojendir. Tedavi edilmeyen stafilokok veya streptokok impetigoları, dermisi delici, daha derine inen sığ kabuklu ülserlere neden olabilir. Ektima önceden varolan bir dermatozdan gelişebildiği gibi, kendiliğinden veya travma bölgesinden de çıkabilir. Enfeksiyon veziküller ve büller ile başlar üzerinde yapışık kabuğu olan delinmiş ülserler oluşur. Kabuğun kaldirilmasi sonucunda altta, keskin sınırları olan çay tabağı seklinde bir ülser vardır, yara izi ile iyileşir. Enfeksiyonun en sık görüldüğü yer bacaklardır.

ERİTRAZMA

Corynebacterium minittissumum’un etken olduğu keskin sınırlı, kırmızı kahverengi renkli lezyonların olduğu kronik kutanöz enfeksiyondur.   Cildin kıvrım yerlerinde görülen bu enfeksiyonun etkeni Coryne bacterium minutissimum’dur. Genellikle asemptomatik olmakla birlikte hafif kaşıntı eşlik edebilir. Ayak parmakları ve  kasıklar kalça arası sıklıkla tutulur. Isı ve nemin risk faktörleri olduğu bilinmektedir. Eritrazma, aşırı kilolu, diyabetik, yaşlı ve özellikle nemli iklimde yaşayanlarda daha sık görülür.  Tedavi edilmeyen kişilerde  arada alevlenmeler dışında belirti vermeden uzun yıllar kalabilir. “UV” lambası ile mercan kırmızısı floresan renk vermesi tipiktir. Tedavide ilk seçenek eritromisindir.

PYODERMA GANGRENOZUM

Piyoderma gangrenozumun nedeni tam olarak bilinmiyor, ancak anormal nötrofil kemotaksisinin patogenezden primer sorumlu olduğu düşünülmektedir. Nötrofilik dermatozlar birçok sistemi tutan  bir grup hastalık olarak değerlendirilmektedir; başta piyoderma gangrenozum, sweet sendromu, subkorneal püstüler dermatoz, eritema elevatum diutinum ve Behçet hastalığı bu gruptaki en sık görülen hastalıklardandır. Pyoderma gangrenosum seyrek rastlanan bir deri bozukluğudur. Ana belirtiler arasında vücudun çeşitli bölgelerinde büyük ülserlere dönüşen küçük püstüller bulunmaktadır. Genellikle akut olarak yangılı morumsu bir şişlik, çok hızlı şekilde ülser haline gelir. Ülser tipik olarak mavi leylak renkte ve sınırları belirsiz bir şekildedir. Tipik olarak küçük püstüller,  kabarıklıklar veya kanamalı veziküller olarak ortaya çıkar. Veziküller genişler ve çevresi kızarık,  kabarık kenarlı, şiş koyu renkli ülserlere dönüşür. Bu lezyonlar, yemek tabağı ölçülerinde ve hatta daha büyük bile olabilirler. So¬nunda ülserin büyümesi durur, ardından kendiliğinden iyileşebilir. Bazı hastalarda birden fazla ülser olabilir ve bu hastalıktan dolayı ölebilir. Lezyonlar tekrarlayabilir veya sessiz bir dönem sonrası alevlenebilir. Her zaman olmasa da altta yatan hematolojik maliniteler ve monoklonal immünglobulin A (IgA) gammopatisi, inflamatuar barsak hastalık ya da romatoid artriti olabilir. Tedavide prednizolon, dapson, sülfasalazin, klofazimin , siklosporin A, azotiopirin, tacrolimus, mycophenolat mofetil, human lg IVIG verilebilir. IL kortikosteroid, takrolimus  yapılabilir.

NEKROTİZAN DERİ ve YUMUŞAK DOKU ENFEKSİYONLARI

Nekrotizan fasciitis bir tip yumuşak doku enfeksiyonudur.  Yüzeyel enfeksiyonlardan farklıdır. Bu enfeksiyonlar, cildinizdeki dokuları cilt altı dokusu ve kasları tahrip edebilir. Nekrotizan fasciitis  en sık olarak “et yiyen bakteri” olarak tanınan grup A Streptokoklar tarafından oluşturulur. Bu bakteri en hızlı ilerleyen hastalık formuna neden olur. Diğer bakterilerin neden olduğu hastalık, bu kadar hızlı ve tehlikeli değildir. Erken tanı ve uygun tedavi yapılmazsa ölümcül seyredebilir.  Genelde birincil bir enfeksiyonun ilerlemesi sonrası ortaya çıkan ikincil enfeksiyon grubundadır. Ufak bir kesiden bile bulaşabilir. Semptomları başladıysa veya enfeksiyonu kaptığınızı düşünüyorsanız hemen doktora başvurmalısınız. Çünkü bu hastalıkta hız hayati önem taşımaktadır. Birçok bakteri Nekrotizan fasciitise neden olabilir. Bakteri bir kesikten, sıyrıktan veya cerrahi bir yaradan girebilir. Yaranın büyük olması gerekmez, bazen bir iğne batması bile yeterli olabilir. İmmun sistemi zayıflamış kişilerde daha sık görülmektedir. Ancak nadiren de olsa tamamen sağlıklı kişilerde de görülebilir. İlk belirtiler ciddi olmayabilir. Grip benzeri şikâyetleriniz olabilir. Ciltte kızarıklık ve ısı artışı olabilir. Kaslarda çekilme hissedebilirsiniz. Ağrılı küçük kırmızı şişlikler gelişebilir. Ancak bunlar küçük kalmaz, ağrı artar, etkilenen bölge hızla büyür. Enfeksiyon bölgesinden sızıntı ve renk değişikliği olabilir. Su toplaması, şişlikler, siyah noktalar veya diğer cilt lezyonları görülebilir. Erken dönemde, ağrı göründüğünden çok daha şiddetlidir. Yorgunluk ve güçsüzlük, ateş, titreme ve terleme, kusma ve bulantı, baş dönmesi, idrar sıklığında azalma gibi belirtiler eşlik edebilir. Doktor tanı için görsel muayene dışında biopsi alabilir. Kan testleri veya tomografi isteyebilir. Tomografi ciltteki kalınlaşmayı, kan testi ise, kas hasarını gösterebilir. Tedaviye güçlü antibiyotiklerin damar yolundan verilmesi ile başlanır. Ne yazık ki dokuda ölüm olan bölgelere damarlardan ilaç ulaşamaz. Bu nedenle, ölü dokuların hızla, cerrahi olarak çıkarılması gereklidir. Bazı durumlarda, enfeksiyonun yayılımını engellemek için organın ampütasyonu bile gerekebilir. hastalığın gidişatı tamamen hastalığın şiddeti ile ilgilidir. Hastalığa yakalananlarda yaklaşık %20 ölüm görüldüğünü bildirmiştir. Hayatta kalanlarda  ufak yara izleri veya ampütasyonlar olabilir. Hastalıktan korunmak için belirli bir yol yoktur, ancak riski azaltmak için basit hijyen kurallarını uygulamak işe yarar. Ellerinizi sabunla sık olarak yıkanması ve yaralarınızı hemen tedavi edilmesi gerekir. Eğer hala yaranız geçmediyse, düzenli pansuman yapın, ıslanır veya kirlenirse pansumanı ve bandajı yenileyin. Yara ile bakteri teması olabilecek sıcak su küvetleri, sauna, kaplıca, yüzme havuzu gibi benzer yerlerden kaçının. Şüpheli durumlarda en kısa sürede doktora ulaşın.
© WWW.CILTUZMANI.COM  Copyright © 2007 [ciltuzmani.com]. All rights reserved
Cilt Uzmanı Uzm.Dr. Babür Süer
Dermatoloji & Kozmetoloji Uzmanından en tarafsız kaynak.

Cilt Enfeksiyonları

Deri dış ortamda bulunan pek çok bakteri mantar, virus ve toksinle sürekli temas halindedir. Deri epidermis, dermis ve cilt altı yağ dokusundan oluşur. Cildin en üst tabakası epidermis 1 mm’den daha incedir ve damar içermez. Epidermisin hemen altındaki dermiste, kan ve lenf damarları, fibroblastlar, ter ve yağ bezleri ve kıl follikülleri bolca bulunur. Cilt altı yağ dokusu, hem darbelere karşı tampon, hem de bir enerji deposu görevi üstlenir. Deri altında bir fasiya  kas dokusu ile deriyi birbirinden ayırır. Derinin birçok, immünolojik fonksiyonu mevcuttur. Deri yüzeyinde, kalıcı bir flora ve geçici birçok mikroorganizma yaşamaktadır.

YÜZEYEL   DERİ   ENFEKSİYONLARI

(PİYODERMİLER)

Primer yüzeyel deri enfeksiyonlarına Piyodermi adı verilmektedir. Piyodermiler en sık olaraki beta- hemolitik streptokoklar ve Staphylococcus aureus tarafından oluşturulur. Piyodermiler normal cilt üzerinde meydana gelen bakteriyel enfeksiyonlardır. Eğer mevcut bir cilt enfeksiyonu üzerine gelişirse “sekonder enfeksiyon” olarak tanımlanır.

Folikülit

En sık S. Aureusun  neden olduğu bakteriyel kıl follikülü enfeksiyonudur. Gram negatif basiller, mantarlar ve virüsler de hastalığa neden olabilir.  Sistemik bulgu yoktur  sadece kıl çevresinde  2-5 mm çapında kızarık bir alan vardır. Follikülünün  giriş bölgesinde  kabarık küçük bir püstül mevcuttur.   Çoğu zaman spontan  iz bırakmadan iyileşebilir. Çocuklarda saçlı deride, erişkinlerde koltukaltında, sakal bölgesinde, kalçada, kol ve bacaklarda görülür.  Sycosis barbae , derin bir follikülittir. Sakal bölgesinde follikül çevresinde görülen bir inflamasyondur. Yayılıp kronikleşmemesi için tedavi edilmesi gereklidir. Lokal antibiyotikli pomadlar yeterli olabilir. Eğer yaygın enfeksiyon var ise sistemik antibiyotikler gerekebilir.  Mantarların oluşturduğu dermatofitik  follikülit de görülebilir.  Farkı kıllarda dökülme görülmesi,  püstülden çok süpürasyon ve granülomatöz lezyonlar olmasıdır. Bölgedeki kıllar hassas değildir ve koparılması ağrıya neden olmaz.  Kaplıca, sıcak su küveti, havuz  gibi kaynaklardan bulaşan,   Pseudomonas aeruginosa’nın neden olduğu bir folikülit görülebilir.  Vücudun nem oranı yüksek yerlerinde sık görülür. Sıklıkla dış kulak yolu, meme areolası   enfekte olabilir. Ağrı ve kaşıntı olabilir. Çoğu zaman enfeksiyon kendini  sınırlar. Tekrarlayan follikülitler olabilir. Follikülit nadiren fronküle dönüşebilir.  Tedavi için bölge temizlenir, antibiyotikli pomad kullanılır. Komplikasyon yoksa sistemik tedavi gerekli değildir.  

Fronkül ve Karbonkül

Fronkül kıl follikülü enfeksiyonudur ve follikülitin dermisten deri altı dokulara doğru  ilerlemesi ile küçük  apseler oluşur. Çıban veya kan çıbanı olarak da isimlendirilir. Vücudun kıllı bölgelerinde sıklıkla sürtünme ve terlemenin çok olduğu herhangi bir yerde de oluşabilir. Ense, yüz, koltukaltı ve kalça en sık görüldüğü yerlerdir.   Başlangıçta dermiste sert, hassas ve kırmızı bir şişlik olarak başlar, sonra yumuşar yayılır, ağrılı apse karakterini alır. Kendi haline bırakıldığında, püstüle olur hafif kanlı, pürülan olan akıntı boşalarak iyileşir.  Fronküloz sık tekrarlıyor ise S. aureus taşıyıcılığı araştırılmalıdır. Kalabalık yaşam alanlarında ve aile içerisinde salgınlara neden olabilir. Bu tür yerlerde  Klorhekzidin banyoları, ayrı havlu ve çarşaf kullanımı ve taşıyıcılar yönünden tarama yapılması gerekmektedir. Birden çok fronkül yayılıp birleşirse karbonküller oluşabilir. Karbonkülde büyük, ağrılı , şiş yumru şeklinde kızarık lezyonlar vardır. Fronkül ve karbonkülde etken çoğunlukla S. aureus’tur. Ancak bazen Mycobacterium furunculosis’e bağlı salgınlar da  bildirilmektedir. Aşırı kilo, steroid kullanımı, nötrofil fonksiyon bozuklukları ve şeker hastalığı olan kişilerde daha sık görülür. Yaygın fronküllerde ve tüm karbonküllerde ateş , lökositoz mevcuttur.  Enfeksiyon eğer yüz ve ağız kenarında ise venöz drenaj yolları nedeniyle kavernöz sinüs trombozu, bakteriyemi ve metastatik enfeksiyon gibi komplikasyonlara neden olabilir. 

Risk Faktörleri

Karbonkül ve fronkülü olan bir kişi ile yakın temas  hastalığa yakalanma şansını artırır.  Kötü hijyen, diyabet, zayıflamış bağışıklık sistemi, dermatit, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı, tıraş ve cilt hasarı yapan diğer nedenler risk faktörleri olarak kabul edilmektedir.

Tedavi

Bazen tedavide ağızdan alınabilen veya cilde sürülebilen antibiyotiklere ihtiyaç duyulur.Gerekirse ağrı kesiciler kullanılabilir. Normalde reçetesiz ilaçlar yeterli olabilir. Bazen derin veya büyük karbonküllere cerrahi müdahale gerekir. Karbonkül bir neşter veya iğne ile doktor tarafından drene edilebilir. Bir karbonkülü kendiniz boşaltmaya kalkarsanız, enfeksiyonun kan dolaşımına ve vücuda yayılmasına neden olabilirsiniz. Ağrıyı ve enfeksiyon yayılma riskini azaltmak için evde günde birkaç kez temiz, nemli bir bez koyup 15 dakika bekletebilirsiniz. Bu daha hızlı boşalmasına yardımcı olacaktır. Anti bakteriyel sabun ile cildinizi temiz tutulması önemlidir. Bir Karbonküle dokunulduysa eller yıkanmalıdır. Eğer ameliyat geçirdiyseniz sıklıkla sargıları değiştirilmelidir. Bir karbonkül, genellikle medikal tedaviye iyi yanıt verir. Bazı durumlarda, tıbbi müdahale olmadan da iyileşebilir. İlk enfeksiyon ileride tekrarlanan enfeksiyonlara yol açıyorsa, bu durum daha büyük bir sağlık sorununun bir işareti olabilir. Tıbbi yardım gereklidir. Bir Karbonkül'ı önlenmesi Uygun hijyen Karbonkül'e yakalanma riskini azaltır, yemekten önce ve tuvalet sonrası sonra ellerin yıkanması, bakterileri cildinizden uzak tutmak için yeterince duş alınması, sivilceler ve çıbanın sıkılmaması veya yaralı cildi ovuşturulmaması, giysiler, çarşaf ve havluların sıcak su ile düzenli yıkanması, kronik bir hastalık şüphesi veya deride hasara neden olan bir diğer cilt sorunu varsa bir doktora gidilmesi gerekmektedir.

DERİ ABSELERİ

Derini alt tabakası dermis veya daha derinde pürülan sıvı toplanması ile deri apseleri oluşur. Bu apseler hassas ve ağrılıdır. Kızarık ve içi pü dolu şişlikler şeklindedir. Yaklaşık %25 inde S.Aureus tek patojendir. Ancak pü pek çok bakteriyi içerebilir. Kendiliğinden gelişebilir. Travma, IV ilaç kullanımı, diyabet oluşumunu kolaylaştırabilir. Çoğu zaman püstül açılarak iyileşir ancak bazen kana bakteri yayılması ile,  septik artrit ve osteomiyelite  gidebilir. 

Tedavi

Sıcak kompres fronkülde  çoğu zaman kendiliğinden düzelmesini sağlayabilir. Daha geniş fronküllerde veya karbonküllerde cerrahi olarak boşaltmak gerekecektir.  Fronküllerde ateş yoksa sistemik tedaviye  genellikle gerek yoktur. Ancak karbonküllerde ateş olmasa da sistemik tedavi gerekir. Hem fronkül hem de karbonkülde, bakteriyemi ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülebilir. Dudak ve burun çevresindeki enfeksiyonlar kavernöz sinüse gidebilir. Osteomiyelit, endokardit ve beyin apsesi gibi enfeksiyonlar gelişebilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda stafilokok taşıyıcılı araştırılmalıdır. Apse tedavisi cerrahi olarak boşaltılmasıdır. İşlemden önce kalp kapağı enfeksiyonu riski olan hastalara antibiyotik verilmelidir. Doktor apse boşluğuna işlem sonrası bazen bir dren koyabilir. Alınan materyal incelenebilir, kültür alınabilir. İşlem sonrası hastanın durumuna göre antibiyotik verilebilir.

İMPETİGO

İmpetigo, genellikle 2-5 yaş arasında görülen primer bir piyodermidir  S. aureus, impetigoyu yapan eksotoksin ve koagulaz denen maddeleri üretir, doku hasarı da varsa impetigo gelişebilir. İki farklı formu vardır. Basit impetigo En sık görülen formudur. Çocuklarda sıktır. Kızarık bir zeminde zeminde papülloveziküler olarak başlar püstüle olur ve sarı renkli kabuklanma ile iyileşir.Bül yoktur. Genellikle yüzde görülür ancak travma sonrası kol ve bacaklarda da görülebilen bu  lezyonlar bulaşıcıdır. Neden olan bakteriler sıklıkla Streptococcus pyogenes ve Staphylococcus aureus’tur. Büllöz İmpetigo  Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde daha sık görülür. Kızarık zeminde açık sarı renkli içi sıvı dolu lezyonlar vardır bunlar püstüle olur ince, kahverengi bir kabuklanmayla iyileşir. Kaşıntı yoktur.  Bakteri toksini en sık nedendir. Kabuk altından alınan sıvıdan S. Aureus bakterileri  gösterilebilir. Tedavide kabuklar  sabunlu ılık su ile temizlenir  ve  antibiyotikli pomadlar sürülür.  Pomad tedavisine yanıt alınmaz ise veya yaygın ise ağızdan antibiyotik tedavisi  verilebilir. Selülit, lenfanjit, lenfadenit osteomiyelit, septik artrit, ve glomerülonefrit  gibi komplikasyonlar açısından dikkatli olunmalıdır.

SELÜLİT

Deri altı yağ dokusu dermişin alt bölülerinin akut bir enfeksiyonudur. En sık nedeni S. aureus ve beta- hemolitik  streptokoklardır.Tuttuğu bölgede ağrı kızarıklık ve hafif şişme vardır. Sınırları belirgin değildir. Üşüme titreme, ateş ve bölgesel lenf bezlerinde büyüme vardır. Bazen bakteriler kanda yayılarak,  taşikardi, şuur bulanıklığı  ve tansiyonda düşmeye neden olabilir. Selülit, lenfatik damarlarla yayılma riski nedeni ile ciddi bir enfeksiyondur.   Ülser,  travmatik  yara, ayak mantarı gibi deri bütünlüğünü bozan nedenler hastalığı tetikleyebilir. Ayrıca toplardamar yetmezliği, fazla kilo, dalağın çıkarılmış olması,  tibia kemiğinde  kırık,  gebelik ve daha önce selülit geçirmiş olma risk diğer risk faktörleridir. Bazen hastaneye yatırmak gerekebilir. Oral veya IV antibiyotik tedavisine  hemen başlanır. Tedavi 14 gün sürer. Ağrı ve şişlik için antienflamatuarların kullanılması gerekebilir.Mantar hastalığının tedavisi ,diyabet hastalarında  yumuşatıcı kremler, altta ödem varsa ayağın yükseğe kaldırılması, varis çoraplarının  kullanılması  ve diüretik  tedavi gibi önlemlerle tekrarlaması önlenebilir.  

LENFANJİT

Lenf damarı enfeksiyonudur. En sık kol ve bacaklarda görülen bu enfeksiyonun ensık etkeni grup A streptokoklar dır, S.aureus daha az görülür. Hastada lenf bezlerinde büyüme ve lenf damarı boyunca ağrılı, çizgi şeklinde bir kızarıklık görülür. Tedavide antienflamatuar ve antibiyotiklerin yanı sıra heparin tedavisi de gerekebilir.

ERİZİPEL

Yılancık ismi verilen erizipel lenf damarı, yüzeyel dermisin tutulduğu bir selülit tipidir. Çoğunlukla grup A streptokoklar neden olur. Çok küçük yaşta ve yaşlılarda görülür. Normal ciltten keskin bir hatla ayrılan parlak kırmızı, şiş ve portakal kabuğu görünümünde ağrı ve ateş ile başlar. Erizipel lenfler ve dermis ile sınırlı kalabilir, ancak bazen bakteriyemi, deri altı apseleri, derin selülit ve nekrotizan fasit gibi daha ağır durumlar gelişebilir. Tedavide antibiyotikler kullanılır.  

ERİZİPELOİD

Enfekte balık, deniz kabukluları, kümes hayvanları veya etle uğraşan kişilerin el ve parmaklarda görülen pembe renkli bir selülittir. Etken Eryzipelothrix rhusiopathiae’dir. Deride lokal şişlik ve kızarıklık ile görülen hafif bölgesel bir form dışında, ateş ile ortaya çıkan yaygın bir form ve endokardit ile alakalı nadir görülen sistemik bir form mevcuttur.

EKTİMA

Kalın kabuklu erozyon ve ülserasyonlarla karekterize enfeksiyonlardır. Genellikle ihmal edilmiş bir impetigo enfeksiyonunu izler. İmpetigonun derin formu olarak da bilinir. Genellikle evsizlerde,sıcak ve nemli bölgelerdeki askerlerde sık görülür. S. aureus veya S. pyogenes ektimanın olağan patojendir. Tedavi edilmeyen stafilokok veya streptokok impetigoları, dermisi delici, daha derine inen sığ kabuklu ülserlere neden olabilir. Ektima önceden varolan bir dermatozdan gelişebildiği gibi, kendiliğinden veya travma bölgesinden de çıkabilir. Enfeksiyon veziküller ve büller ile başlar üzerinde yapışık kabuğu olan delinmiş ülserler oluşur. Kabuğun kaldirilmasi sonucunda altta, keskin sınırları olan çay tabağı seklinde bir ülser vardır, yara izi ile iyileşir. Enfeksiyonun en sık görüldüğü yer bacaklardır.

ERİTRAZMA

Corynebacterium minittissumum’un etken olduğu keskin sınırlı, kırmızı kahverengi renkli lezyonların olduğu kronik kutanöz enfeksiyondur.   Cildin kıvrım yerlerinde görülen bu enfeksiyonun etkeni Coryne bacterium minutissimum’dur. Genellikle asemptomatik olmakla birlikte hafif kaşıntı eşlik edebilir. Ayak parmakları ve  kasıklar kalça arası sıklıkla tutulur. Isı ve nemin risk faktörleri olduğu bilinmektedir. Eritrazma, aşırı kilolu, diyabetik, yaşlı ve özellikle nemli iklimde yaşayanlarda daha sık görülür.  Tedavi edilmeyen kişilerde  arada alevlenmeler dışında belirti vermeden uzun yıllar kalabilir. “UV” lambası ile mercan kırmızısı floresan renk vermesi tipiktir. Tedavide ilk seçenek eritromisindir.

PYODERMA GANGRENOZUM

Piyoderma gangrenozumun nedeni tam olarak bilinmiyor, ancak anormal nötrofil kemotaksisinin patogenezden primer sorumlu olduğu düşünülmektedir. Nötrofilik dermatozlar birçok sistemi tutan  bir grup hastalık olarak değerlendirilmektedir; başta piyoderma gangrenozum, sweet sendromu, subkorneal püstüler dermatoz, eritema elevatum diutinum ve Behçet hastalığı bu gruptaki en sık görülen hastalıklardandır. Pyoderma gangrenosum seyrek rastlanan bir deri bozukluğudur. Ana belirtiler arasında vücudun çeşitli bölgelerinde büyük ülserlere dönüşen küçük püstüller bulunmaktadır. Genellikle akut olarak yangılı morumsu bir şişlik, çok hızlı şekilde ülser haline gelir. Ülser tipik olarak mavi leylak renkte ve sınırları belirsiz bir şekildedir. Tipik olarak küçük püstüller,  kabarıklıklar veya kanamalı veziküller olarak ortaya çıkar. Veziküller genişler ve çevresi kızarık,  kabarık kenarlı, şiş koyu renkli ülserlere dönüşür. Bu lezyonlar, yemek tabağı ölçülerinde ve hatta daha büyük bile olabilirler. So¬nunda ülserin büyümesi durur, ardından kendiliğinden iyileşebilir. Bazı hastalarda birden fazla ülser olabilir ve bu hastalıktan dolayı ölebilir. Lezyonlar tekrarlayabilir veya sessiz bir dönem sonrası alevlenebilir. Her zaman olmasa da altta yatan hematolojik maliniteler ve monoklonal immünglobulin A (IgA) gammopatisi, inflamatuar barsak hastalık ya da romatoid artriti olabilir. Tedavide prednizolon, dapson, sülfasalazin, klofazimin , siklosporin A, azotiopirin, tacrolimus, mycophenolat mofetil, human lg IVIG verilebilir. IL kortikosteroid, takrolimus  yapılabilir.

NEKROTİZAN DERİ ve YUMUŞAK

DOKU ENFEKSİYONLARI

Nekrotizan fasciitis bir tip yumuşak doku enfeksiyonudur.  Yüzeyel enfeksiyonlardan farklıdır. Bu enfeksiyonlar, cildinizdeki dokuları cilt altı dokusu ve kasları tahrip edebilir. Nekrotizan fasciitis  en sık olarak “et yiyen bakteri” olarak tanınan grup A Streptokoklar tarafından oluşturulur. Bu bakteri en hızlı ilerleyen hastalık formuna neden olur. Diğer bakterilerin neden olduğu hastalık, bu kadar hızlı ve tehlikeli değildir. Erken tanı ve uygun tedavi yapılmazsa ölümcül seyredebilir.  Genelde birincil bir enfeksiyonun ilerlemesi sonrası ortaya çıkan ikincil enfeksiyon grubundadır. Ufak bir kesiden bile bulaşabilir. Semptomları başladıysa veya enfeksiyonu kaptığınızı düşünüyorsanız hemen doktora başvurmalısınız. Çünkü bu hastalıkta hız hayati önem taşımaktadır. Birçok bakteri Nekrotizan fasciitise neden olabilir. Bakteri bir kesikten, sıyrıktan veya cerrahi bir yaradan girebilir. Yaranın büyük olması gerekmez, bazen bir iğne batması bile yeterli olabilir. İmmun sistemi zayıflamış kişilerde daha sık görülmektedir. Ancak nadiren de olsa tamamen sağlıklı kişilerde de görülebilir. İlk belirtiler ciddi olmayabilir. Grip benzeri şikâyetleriniz olabilir. Ciltte kızarıklık ve ısı artışı olabilir. Kaslarda çekilme hissedebilirsiniz. Ağrılı küçük kırmızı şişlikler gelişebilir. Ancak bunlar küçük kalmaz, ağrı artar, etkilenen bölge hızla büyür. Enfeksiyon bölgesinden sızıntı ve renk değişikliği olabilir. Su toplaması, şişlikler, siyah noktalar veya diğer cilt lezyonları görülebilir. Erken dönemde, ağrı göründüğünden çok daha şiddetlidir. Yorgunluk ve güçsüzlük, ateş, titreme ve terleme, kusma ve bulantı, baş dönmesi, idrar sıklığında azalma gibi belirtiler eşlik edebilir. Doktor tanı için görsel muayene dışında biopsi alabilir. Kan testleri veya tomografi isteyebilir. Tomografi ciltteki kalınlaşmayı, kan testi ise, kas hasarını gösterebilir. Tedaviye güçlü antibiyotiklerin damar yolundan verilmesi ile başlanır. Ne yazık ki dokuda ölüm olan bölgelere damarlardan ilaç ulaşamaz. Bu nedenle, ölü dokuların hızla, cerrahi olarak çıkarılması gereklidir. Bazı durumlarda, enfeksiyonun yayılımını engellemek için organın ampütasyonu bile gerekebilir. hastalığın gidişatı tamamen hastalığın şiddeti ile ilgilidir. Hastalığa yakalananlarda yaklaşık %20 ölüm görüldüğünü bildirmiştir. Hayatta kalanlarda  ufak yara izleri veya ampütasyonlar olabilir. Hastalıktan korunmak için belirli bir yol yoktur, ancak riski azaltmak için basit hijyen kurallarını uygulamak işe yarar. Ellerinizi sabunla sık olarak yıkanması ve yaralarınızı hemen tedavi edilmesi gerekir. Eğer hala yaranız geçmediyse, düzenli pansuman yapın, ıslanır veya kirlenirse pansumanı ve bandajı yenileyin. Yara ile bakteri teması olabilecek sıcak su küvetleri, sauna, kaplıca, yüzme havuzu gibi benzer yerlerden kaçının. Şüpheli durumlarda en kısa sürede doktora ulaşın.