© WWW.CILTUZMANI.COM    Copyright © 2007 [ciltuzmani.com]. All rights reserved
Made by Babur
Cilt Uzmanı Uzm. Dr. Babür Süer Dermatoloji & Estetik Dermatoloji Uzmanından en tarafsız kaynak.

Yüzde Kızarıklık

Fasiyal eritem ( yüzde kızarıklık), sabit vaya ataklarla ( flushing ) olan yüzde görülen kızarıklığı  ifade eder. Sosyal ortamlarda psikolojik yönden ciddi sorun yaratan bir  durumdur. Fasiyal eritemin en önemli sebepleri arasında rozase, seboreik  dermatit, esansiyel telenjiektazi, eritromelanozis folikularis faciei et colli  (EFC), ulerythema ophryogenes (UO), keratosis pilaris, dermatomiyozit,  sistemik lupus eritematozus ve bazı ilaçlar sayılabilir. Seboreik dermatit  egzema bölümünde, anlatılmıştı.

Esansiyel telenjiektazi  

(Telenjektazi küçük  damar genişlemeleridir.) ailesel geçişlidir. Sıcaklıktaki değişiklikler ve güneş  kızarıklıkta artışa neden olur. EFC yanaklarda ve boyunda kızarıklık,  koyulaşma ve dikensi kıl kökleri ile karakterizedir. UO kaşlarda ve yanakta  kızarıklığa neden olur. Kaşların dış kısmında dökülme ve yanaklarda yara  izleri görülebilir. Bazı uzmanlarca EFC ve UO 'nun aynı hastalığın değişik  formları olduğunu ileri sürülmektedir. Harici kortizonlar, uzun süre  kullanılırsa ciltte incelme ve damarlanma yaparak yüzdeki eritemi kalıcı hale  getirebilir. Bunun dışında nifedipin gibi ilaçlar, nikotinik asit ve alkol yüzde  kızarıklığa sebep olabilir. Rosasea olarak teşhis konulan pek çok hastada lupus atlanabilmektedir. Aralarında bazı histolojik farklar olsa da lupus, daha nadir jessner hastalığı ile de karışabilmektedir. Bu bölümde üç hastalığı birlikte inceledik.

Lupus

Lupus, 1833’de Fransız dermatologu Biett tarafından kronik dermatolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmıştır. Kronik, nedeni bilinmeyen, immünolojik bozukluklarla birlikte, giden otoimmün karakterli, birçok organ ve sistemi tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Normalde, İmmun sistem vücudu virus veya bakteri gibi yabancı istilacılara karşı korur. Lupus gibi otoimmun hastalıklarda, immun sistem yanlışlıkla kendi hücrelerine saldırır ve sağlıklı dokuya zarar verir. Lupus bu nedenle  böbrek, sinir sistemi, kan damarları ve cildi etkileyebilir.

Lupus tipleri ve belirtiler

Eklem semptomlarından sonra, en sık cilt bulguları (%85) görülür. Farklı tipleri olan lupusun belirtileri de farklı olabilir. Sistemik lupus eritematosus (SLE) en sık görülen tipidir. Birçok farklı organı etkiler, bunlar arasında böbrek, akciğer, beyin ve damarlar yer alabilir. Cutaneous lupus erythematosus (CLE) cildi etkileyen lupus tipidir. Neonatal lupus nadirdir, hamile annenin çocuğunda doğumda döküntüler, karaciğer sorunları ve bazen kalp defektleri vardır. Lupuslu hastaların büyük kısmında grip benzeri baş ağrısı, aşırı halsizlik, yorgunluk ateş, kas, eklem ağrıları ve kilo kaybı gibi tipik olmayan sistemik semptomlar yanında, bazen spesifik organ ve sistem semptomları bulunabilir. Nonspesifik bulgularla başlangıçta tanı zor olabilir. Çünkü benzer şikâyetler pek çok hastalıkta görülebilir.  Belirsiz semptomlar nedeni ile lupus bazen “büyük taklitçi.” olarak adlandırılır. Lupus hastalarının % 90 dan fazlasında  eklem ağrısı ve güçsüzlük mevcuttur eklemlerde lupus artriti denen ağrı ve sertlik görülebilir. Kaslarda zayıflık özellikle pelvis, uyluk, omuz, ve üst kolda görülür. Ek olarak hastalık el ve parmaklarda uyuşma ve ağrı yapan Karpal tünel sendromunu tetikleyebilir, Discoid lupus diye adlandırılan lupus formu kronik kutaneous lupusu (CCLE) olan hastalarda görülür. Yanaklarda, burunda ve kulaklarda para şeklinde kırmızı kabuklu döküntü yapar. Döküntüde ağrı veya kaşıntı yoktur, ancak gerilerken arkasında deride renk değişikliği olur. Eğer döküntü saçlı derideyse, saç kaybı görülebilir. Bu saç kaybı bazen kalıcı olabilir. Subakut cutaneous lupus (SCLE), olan hastalarda döküntü kabuklu kırmızı yama veya halka şeklindedir.  Bu döküntü genellikle kollar omuz boyun göğüs ve gövde gibi vücudun güneş gören bölgelerinde görülür. SCLE olan hastalar güneşe karşı daha hassastır ve güneşten korunması gereklidir. Sistemik lupus alevlendiğinde, yüzde güneş yanığına benzer döküntü çıkabilir. Bu “kelebek” şeklindeki döküntü Akut cutaneous lupus (ACLE) işaretidir. Döküntünün şekli tanı koydurucudur. Bu döküntü vücudun güneş gören başka yerlerinde de görülebilir. Bu döküntü güneşe karşı aşırı hassasiyet gösterir.

Komplikasyonlar

Sağlıklı kırmızı kan hücresi olan eritrositler Lupus hastalarında İmmun sistem tarafından zarar görürler. Bunun sonucu olarak hemolitik anemi gelişebilir. Kansızlığa bağlı olarak yorgunluk, solunum zorluğu, baş dönmesi, ciltte ve gözlerde sarılık olabilir. Sağlıklı kişilerde yaralanmalarda kanamayı önlemek için çalışan kan pıhtılaşma sistemi Lupus hastalarında bozulmuştur. Yaralanma olmadan da kan pıhtılaşması görülür. Bu çok tehlikelidir çünkü bu pıhtılar hayati organların damarlarını tıkayarak ciddi problemlere neden olabilir. Lupus hastalığında immun sistem sinirleri de tutabilir. Bu baş ağrısı, şuur bulanıklığı, görme sorunları, karakter değişiklikleri, baş dönmesi ve uyuşma gibi belirtilere neden olmaktadır.  El ve ayak sinirlerini tutarsa, el ve ayak parmaklarının uçlarının kırmızı, beyaz veya maviye döndüğü Raynaud’s fenomenine neden olabilir. Parmaklarda aynı zamanda soğukta ağrı ve uyuşukluk olabilir. Lupus, akciğeri tuttuğunda, solunum zorluğu görülebilir. Eğer akciğer zarı tutulursa (plörezi), akciğere baskı yapar, solunum ağrılı olur. Lupus, akciğerdeki kalınlaşma sonucu akciğer ve kalp arasındaki damarlarda basınç artışı demek olan  pulmoner hipertansiyona neden olur. Kalpten akciğere oksijen almak için daha az kan gidebildiği için kalp durumu kurtarmak için daha çok çalışmak zorunda kalır. Lupus birçok organ gibi böbrekleri de tutabilir. Lupuslu hastaların üçte birinde lupus nefriti adı verilen böbrek tutulumu vardır.  Böbrek tutulduğunda sıvı yeterince atılamaz ve birikir.  İlk belirtileri bacaklarda, ayak bileklerde ve ayaklarda ödem veya şişliktir.

Tanı kriterleri

Malar ve diskoid döküntüler, Fotosensitivite, ağıziçi ülser, eklem iltihabı (noneroziv),  serozit (Plörit,perikardit) böbrek hastalığı, (proteinüri,hücre silendiri), nörolojik bulgular (konvulziyon, psikoz), hematolojik hastalıklar ( hemolitik anemi, lökopeni (4000/mm3),  lenfopeni (1500/mm3)  trombositopeni (100000/mm3) ,İmmünolojik hastalık ( anti dsDNA,  Anti Sm,  ACA/LAK veya yalancı pozitif VDRL, ANA pozitifliği) tanı konulmasında değerlendirilir. ANA hastaların %78 inde pozitiftir.

Tedavi

Lupus tedavisi aslen romatoloji uzmanlarınca yapılacaktır. Ancak hastalık pek çok sistemi tuttuğu için pek çok branştan konsultasyon yapılması gerekecektir. Lupus tanısı konduktan sonra, doktorunuz hasta yaşı, bulguları, genel sağlık ve yaşam tarzını temel alarak bir tedavi planı geliştirecektir. Herhangi bir tedavi planının temel hedefleri şunlardır: Lupus nedeniyle  oluşan inflamasyonu azaltır Aşırı aktif bağışıklık sistemini bastırır Alevlenmeleri önler,oluştuğunda tedavi eder Eklem ağrısı ve yorgunluk gibi belirtileri kontrol eder Organ hasarını en aza indirir Doktorlar lupus tedavisinde kullandığı birçok farklı kategoride ilaçlar vardır. Ancak, FDA tarafından onaylanan ilaçlar şunlardır. Prednizon, prednizolon, metilprednizolon ve hidrokortizon dahil  kortikosteroidler, Hidrosiklorokin (Plaquenil®) ve klorokin gibi Antimalaryaller, Monoklonal antikor belimumab (Benlysta®) Doğal olarak oluşan ACTH (adrenokortikotropik hormon) hormonu içeren Acthar (depo kortikotropin enjeksiyonu), Aspirin Lupus hastalığında dermatoloji branşının daha çok ilgilendiği form olan Diskoid lupus eritematozus (DLE) tedavisinin  hedefi, hastanın görünümünü düzeltmek için mevcut lezyonlar kontrol  altına almak, yara oluşumunu  sınırlamak ve lezyonların daha fazla gelişimini önlemektir. Ciddi sistemik hastalığa dönüşmesinin nadir de olsa mümkün olduğu  hastalara anlatılmalıdır. Primer deri hastalığının sistemik tutuluma ilerlemesini takip etmek için basit laboratuvar tahlilleri eşliğinde düzenli  klinik değerlendirme genellikle yeterlidir. Tedavide başlangıç olarak , güneşten koruyucu kullanımı, koruyucu giysiler giyme  ve alışkanlıklarda değişiklikler de dahil olmak üzere güneş koruyucu önlemler ile başlar.  Uygun seçilmiş hastalarda kapatıcı makyaj malzemeleri veya peruk gibi kozmetik önlemler önerilebilir. Standart medikal tedavi topikal veya intralezyonel kortikosteroid ve sıtma ilaçları içerir. Topikal kalsinörin inhibitörleri de kutanöz lupus eritematozus (KLA) olan hastalarda kullanılmaktadır. Buna ek olarak, topikal retinoidlerin  yararlı olduğu da  rapor edilmiştir. Topikal imikimod 1 in hastalarda etkili olduğu bildirilmiştir. Genellikle deri hastalığının kontrolünü sürdürmek için verilen sistemik kortikosteroidlerin  tedavi dozu ve süresi genellikle tedavi sonrası ortaya çıkacak yan etkiler açısından önemlidir.  Bu nedenle, tedaviye dirençli hastalarda diğer ilaçlarla beraber, metotreksat, mikofenolat mofetil ve talidomid, gibi immun baskılayıcı ve immunomodülatörler de değerlendirilmelidir. Kronik CLE güneş ışığı ve diğer UV ışınlarına maruz kalma ile şiddetlenebilir. Bu nedenle, güneşin daha az  olduğu sabah erken ya da öğleden sonra geç saatlerde, güneş ışığı maruziyeti sınırlayarak önlem alınmasını hastalara tavsiye ediyoruz. Hatta bu zamanlarda, güneşten koruyucu tedbirler de uygulanmalıdır. Solaryum gibi yapay ışık kaynakları, önerilmez.

Jessner’in lenfositik infiltratı

Jessner lenfositik infiltratı nedir? Jessner lenfositik infiltrasyonu yüz, boyun ve sırtın üst kısmında pullanma olmayan kırmızı leke ve kabarıklıklar şeklinde görülen nadir bir cilt hastalığıdır. Genellikle ağrı ve kaşıntı yoktur. Lezyonlarda aylar veya yıllar boyunca remisyon ve alevlenme dönemleri olabilir. Bazı durumlarda kendiliğinden tam bir gerileme görülebilir. Hastalık bening lenfositik infiltrasyon, Jessner hastalığı, Jessner-Kanof sendromu, benign ve kronik T hücre infiltratif bozukluğu dahil olmak üzere diğer birçok isimle bilinir. Lupus eritematozus  ile (lupus tumidus) aynı hastalık spektrumunda olduğu düşünülür, ancak histolojik incelemede, monoklonal antikorun Leu-8 boyaması bunların farklı olabileceğini göstermektedir. Jessner lenfositik infiltrat neden oluşur? Jessner lymphocytic infiltratın nedeni bilinmiyor. Benign T-hücreli lenfoproliferatif hastalık olarak sınıflanmaktadır. Bazı vakalar, Lyme hastalığına neden olan Borrelia etkeni  ile ilişkilendirilmiştir. Jessner lenfositik infiltrasyonunun bulgu ve belirtileri nelerdir? Jessner lenfositik infltrasyon plaklarının, genellikle küçük, hafif kabarık, kırmızı noktalar olarak başladığı ve yavaş yavaş çevreye büyüyerek iyi sınırlı, kırmızı bir plak oluşturduğu tanımlanmıştır. Bazen lezyonun merkezi düzelir, yani dairesel veya kemer seklinde formlar oluşturur. Tek veya birden fazla lezyon oluşabilir ve bunların çapları 2 mm ila 2 cm arasında değişebilir. Jessner lenfositik infiltrasyonu mevsimsel etkinliği değişkendir: Kışın, yaza göre daha fazla hasta kötüleşir buna rağmen alevlenmeler güneşe maruz kalma ile ilişkili olabilir. Genellikle semptomsuzdur ama bazı hastalarda kaşıntı ya da yanma şikâyet olabilir. Lenfositik infiltrat nasıl tanınır? Tanı klinik olarak yapılan cilt biyopsisi ile konulur. Ana ayırıcı tanılar tumid lupus eritematozus, lenfositoma kütis ve polimorf ışık erüpsiyonlarıdır. Jessner lenfositik infiltrat için hangi tedaviler mevcuttur? Genellikle Jessner lymphocytic infiltrat için tedavi gerekli değildir. Lezyonu gizlemek ve görünümü düzeltmek için Kozmetik kamuflaj kullanılabilir.            Aşağıdaki tedavilere değişken cevaplar alınmaktadır. Harici ve lezyon içine kortikosteroidler. Hidroksklorokin gibi sıtma ilaçları,  UVA1 fototerapi veya fotokemoterapi (PUVA) Fotodinamik tedavi Siklofosfamid Talidomid Radyoterapi Güneşe bağlı alevlenme hikâyesi ne olursa olsun, tüm hastalara, güneşten koruma önlemlerini takip etmesi, tavsiye edilmelidir. Jessner lenfositik infiltrat için görünüm nedir? Birkaç ay, ya da yıl boyunca devam etmesi sonrasında lezyonlar yara izi bırakmadan veya başka sorunlara neden olmadan kendiliğinden kaybolur. Bazen aynı yerde veya başka bir yerde tekrarlayabilir.

Rozase (Gül Hastalığı) 

Yüzde çok sık kızarıklık nedenlerinden biridir.  Rozasea  sık görülen kronik bir hastalıktır. Klasik olarak yanaklarda burunda alında ve çenede yama şeklinde  kırmızılıklar ve inflamasyon vardır. Açık renkli, renkli gözlü hastalarda ve ilkbaharda daha sık görülmesi güneşin etyopatogenezde rolünün olduğunu göstermektedir. Tipik olarak 30-50 yaşlarında sıktır ve kadınlarda erkeklerden çok görülür. Rozasea hastalarının ailesinde rozasea olma sıklığı %30-40 oranındadır. Rozasea çocuklarda çok nadir görülür ve daha çok  göz tutulumu ile karakterizedir.  Rosasenin 4 tipi vardır 1. Eritema telenjiyektazik tip: Kalıcı santal eritem ana bulgudur. Telenjiyektazi her zaman olmayabilir. Papül ve püstüller telenjiyektazileri izleyebilir. Tedavi sonrası görünür hale gelirler. 2. Papülo püstüler tip: Kalıcı eritem üzerinde papül ve püstüller ataklar halinde çıkar. 3. Fimatöz tip: Orta şiddette rozasea tipidir. Dermal bağ dokusunda, yağ bezlerde büyüme, kıl folikülü ağızlarında belirginleşme ve damarlanmalar ile karakterizedir. Deri kabalaşır, yüzeyi düzensizleşir, nodüler hale gelebilir. En çok burunda görülmekle birlikte nadiren alın (metofima), çene(gnatofima), kulak (otofima), göz kapağında da blefarofima) görülebilir.  4.Oküler tip: Hastaların yaklaşık 1/3’de oküler tutulum olmakla birlikte, %20’sinde yüz tutulumu olmaksızın görülebilir.  Deri bulguları olduğunda tanı koymak kolaydır. Deri bulgusu olmadığında tanı koymak zorlaşır. Oküler tutulum, deri  bulgularının varlığı ve şiddeti ile ilişkili değildir.  Belirtileri yavaş olarak ortaya çıktığından başlangıçta güneş yanığı sanılarak tedavide gecikilebilir.Hastalık ilerledikçe, kızarıklık daha belirgin ve kalıcı bir hale gelir. Bazı hastalar bu bölgede yanma ve sızlama şikayetinden bahsedebilir. Deri üzerinde küçük, kırmızı, sert kabarıklıklar (papul) ve iltihap dolu sivilceler (püstüller) görülebilir. Bu görüntü akneye benzediğinden, rozasea  bazen “akne rozase”  olarak adlandırılır. Küçük, genişlemiş kan damarları (telanjektaziler) görünür hale gelebilir.  Sıklıkla, hastalarda rozasea kızarıklığı oluştuğunda  bu genişlemiş damarla ince kırmızı çizgiler şeklinde görülebilir.  Bazı vakalarda, aynı görüntü gözde de olabilir. Gözler kızarmış, irrite olup, yanabilir. (oküler rozase). Bu durum rozaseli hastaların %50 sinden fazlasında görülür.  İleri durumlarda, yüz daha geniş olarak tutulur. Deri şişer, kist formları ve küçük yumru şeklindeki kabarıklıklar burnun şiş ve kızarık görünmesine sebep olur. Rinofima olarak adlandırılan bu durum çok sık değildir ve özellikle erkeklerde görülür. Rozase zamanla  kişinin kendine güvenini de bozabilecek kalıcı değişikliklere neden olarak  daha kötü bir hal alabilir. Bilinen bir kalıcı  tedavisi yoktur ancak geçici olarak durum düzeltilebilir. Vakaların çoğu ilaçlarla tetikleyici faktörlerden ve güneşten korunarak kolayca kontrol edilebilir. Neden oluşur? Kimse kesin nedenini bilmiyor. Araştırmacılar gelişimi için bir çok teori ileri sürmüşlerdir.  Yüz bölgesindeki kıl diplerinde yaşayan “Demodex folliculorum” denen bir parazitin yağ  bezlerinin ağızlarını tıkamasına bağlı geliştiği en çok kabul edilen teoridir. Rozase  tüm deri tiplerinde görülse de açık tenli kişileri daha çok tuttuğu bilinmektedir. Çoğu kez ailede bir çok kişide birden bu hastalık vardır. Bu nedenle araştırmacılar en azından genetik bir yönü olduğunu düşünmektedir. Bazı durumlarda rozase migren başağrısı,diğer cilt hastalıkları, blefarit ve keratit gibi bazı göz hastalıklar ile birlikte olabilir.  Bazen uzun süre steroid kullanımına bağlı gelişebilir. Rozasea nedeni olarak en çok kabul edilen görüş vasomotor bozukluktur. Flushing ataklarının tek başına neden olabilir. Menapoz sonrası kızarma atakları sonrasında hastalığın sıklığı artmaktadır. Ayrıca vazomotor bozukluk olan migrende rozasea sık görülmektedir. Rozaseyi  tetikleyen bazı faktörler şunlardır. Hastalığı tetiklediği düşünülen etmenler sıklık sırasına göre  güneş, stres,  sıcak hava,  rüzgar,  egzersiz,  alkol,  sıcak banyo, soğuk hava, nem,  baharatlı yiyecekler,  kozmetik ürünler (yüz temizleyicileri) ve sıcak içecekler olarak bulunmuştur. Ayrıca kafein, fındık, çikolatanın da hastalığı arttırabileceği düşünülmektedir.  Yiyecek ve içecekler : Alkol , Baharatlı gıdalar, sıcak yiyecek ve  içecekler Aktiviteler  : Ağır egzersizler, Sıcak banyo ve Saunalar Hava Durumu  : Sıcak veya soğuk  hava, Nemli hava, Rüzgar, Güneş Duygusal durumlar : Stres veya sıkıntı, Utanma veya kahkaha ile gülme  Tıbbi durumlar   : Menapoz, kronik öksürük, kafein eksikliği sendromu  Diğer   : Cilt ürünleri, steroidler, tansiyon ilaçları ve ağrı kesiciler gibi  ilaçlar Ancak tüm    tetikleyici faktörler kişiye göre değişiklik gösterecektir Tedavi Rozseniz varsa onu kontrol altına almak için pek çok yol vardır. Şu an için tedavi ile ortadan kaldırılamadığı düşünülürse belirtileri kontrol altına almak ve kötüleşmesini önlemek yapılacak ilaç tedavilerine ek olarak tetikleyicileden uzak kalmak  önemlidir.Genel önlemler alınmalıdır. Hastalar düzenli güneş koruyucu kullanarak güneşten korunmalıdır. Sıcak banyo, sıcak, soğuk, rüzgarlı hava, travma (irritan temizleyici maddeler, alkollü solüsyonlar), stres, alkol, baharatlı yiyecekler, sıcak içecekler, kozmetik ilaçlar, yerel kortikosteroidler, aşırı egzersizden kaçınmalıdır. Ayrıca nemlendiriciler kullanılmalıdır. Rozase  İlaç Tedavisi: İlaç tedavisinin hastanın durumuna göre  yanlızca uzman doktor tarafından verilmesi gerekir. Aksi durumda geri dönüşü olmayan kötü sonuçlara sebep olabilir.Kremler ve Oral Antibiotikler tedavide kullanilmaktadir.Hafif olgularda yerel ajanlar kulanılır. Metronidazolun lokal formları, 3 ay  günde bir veya iki kez kullanılmasıyla lezyonlarda %50 azalma olmaktadır. Azaleik asitin  jel ve krem formlar günde 2 kez 3 ay süreyle kullanılması önerilmektedir.  Sodyum sülfasetamid +sülfür 2 ay süre ile kullanılabilir. Günümüzde yerel metronidazol ilk tercihtir. %15’lik azaleik asit daha etkilidir ancak  irritasyon riski metronidazole göre daha yüksektir. Azaleik asit  antiinflamatuar, antibakteriyel, antioksidan ve antikeratin etki göstermektedir. Metronidazol, azaleik asit ve sodyum sülfatamid ve sülfür FDA onaylıdır.  Adapelen  krem, permetrin krem, demodekslere etkili , krotamiton krem oksimetazolin (eriteme etkili), ivermektin (demodekslere etkili), lindan krem, retinaldehit krem, etilnikotinamide , tazaroten  rozasea tedavisinde etkili olabilecekleri düşünülmektedir, ancak yeterli kanıtlar yoktur. Şiddetli olgularda yerel ajanlar ve sistemik ajanlar kullanılır. Sistemik antibiyotikler minosiklin, doksisiklin, tetrasiklin papül ve püstülleri tedavi eder. Metronidazol 250 mg 2x1 10-14 gün kullanılır. Makrolidler (eritromisin, klaritomisin) 250-500mg 2x1 gebe ve emzirenlerde güvenlidir. Azitromisin 250 mg haftada 3 kez verilir. İsotretinoin, Acitretin, ketakonazol , dapson gibi ilaçlar tedavide kullanılabilmektedir. Diğer tedaviler: Göz bulguları için  göz damlaları ve göz kapaklarının  ılık suyla  temizlenmesi ve gerekirse göz doktoruna başvurulması gerekir. Görülebilen damar lezyonları için lazer tedavisi uygulanabilir. Cerrahi ve laser tedavisi rinofimalı hastalarda kullanılabilir. Fimatöz rozaseanın hafif olgularında retinoik asit (0.1-0.2 mg/ kg/gün) kullanılır. “Eritema telenjiyektazik” tip rozaseada damarsal lezyonların tedavisinde, lazerler etkili olabilmektedir. Ağır ani gelişen rozaseada sistemik kortikosteroid verilebilir.  Akut tablo geçtikten sonra  sistemik antibiyotikler veya retinoik asit kullanılır. Retinoik asit, sadece granülomatöz rozaseada (3-6 ay) verilir.
§ § § § § § § · ·
© WWW.CILTUZMANI.COM  Copyright © 2007 [ciltuzmani.com]. All rights reserved
Cilt Uzmanı Uzm.Dr. Babür Süer
Dermatoloji & Kozmetoloji Uzmanından en tarafsız kaynak.

Yüzde Kızarıklık

Fasiyal eritem ( yüzde kızarıklık), sabit vaya ataklarla ( flushing ) olan yüzde görülen kızarıklığı  ifade eder. Sosyal ortamlarda psikolojik yönden ciddi sorun yaratan bir  durumdur. Fasiyal eritemin en önemli sebepleri arasında rozase, seboreik  dermatit, esansiyel telenjiektazi, eritromelanozis folikularis faciei et colli  (EFC), ulerythema ophryogenes (UO), keratosis pilaris, dermatomiyozit,  sistemik lupus eritematozus ve bazı ilaçlar sayılabilir. Seboreik dermatit  egzema bölümünde, anlatılmıştı.

Esansiyel telenjiektazi  

(Telenjektazi küçük  damar genişlemeleridir.) ailesel geçişlidir. Sıcaklıktaki değişiklikler ve güneş  kızarıklıkta artışa neden olur. EFC yanaklarda ve boyunda kızarıklık,  koyulaşma ve dikensi kıl kökleri ile karakterizedir. UO kaşlarda ve yanakta  kızarıklığa neden olur. Kaşların dış kısmında dökülme ve yanaklarda yara  izleri görülebilir. Bazı uzmanlarca EFC ve UO 'nun aynı hastalığın değişik  formları olduğunu ileri sürülmektedir. Harici kortizonlar, uzun süre  kullanılırsa ciltte incelme ve damarlanma yaparak yüzdeki eritemi kalıcı hale  getirebilir. Bunun dışında nifedipin gibi ilaçlar, nikotinik asit ve alkol yüzde  kızarıklığa sebep olabilir. Rosasea olarak teşhis konulan pek çok hastada lupus atlanabilmektedir. Aralarında bazı histolojik farklar olsa da lupus, daha nadir jessner hastalığı ile de karışabilmektedir. Bu bölümde üç hastalığı birlikte inceledik.

Lupus

Lupus, 1833’de Fransız dermatologu Biett tarafından kronik dermatolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmıştır. Kronik, nedeni bilinmeyen, immünolojik bozukluklarla birlikte, giden otoimmün karakterli, birçok organ ve sistemi tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Normalde, İmmun sistem vücudu virus veya bakteri gibi yabancı istilacılara karşı korur. Lupus gibi otoimmun hastalıklarda, immun sistem yanlışlıkla kendi hücrelerine saldırır ve sağlıklı dokuya zarar verir. Lupus bu nedenle  böbrek, sinir sistemi, kan damarları ve cildi etkileyebilir.

Lupus tipleri ve belirtiler

Eklem semptomlarından sonra, en sık cilt bulguları (%85) görülür. Farklı tipleri olan lupusun belirtileri de farklı olabilir. Sistemik lupus eritematosus (SLE) en sık görülen tipidir. Birçok farklı organı etkiler, bunlar arasında böbrek, akciğer, beyin ve damarlar yer alabilir. Cutaneous lupus erythematosus (CLE) cildi etkileyen lupus tipidir. Neonatal lupus nadirdir, hamile annenin çocuğunda doğumda döküntüler, karaciğer sorunları ve bazen kalp defektleri vardır. Lupuslu hastaların büyük kısmında grip benzeri baş ağrısı, aşırı halsizlik, yorgunluk ateş, kas, eklem ağrıları ve kilo kaybı gibi tipik olmayan sistemik semptomlar yanında, bazen spesifik organ ve sistem semptomları bulunabilir. Nonspesifik bulgularla başlangıçta tanı zor olabilir. Çünkü benzer şikâyetler pek çok hastalıkta görülebilir.  Belirsiz semptomlar nedeni ile lupus bazen  “büyük taklitçi.” olarak adlandırılır. Lupus hastalarının % 90 dan fazlasında  eklem ağrısı ve güçsüzlük mevcuttur eklemlerde lupus artriti denen ağrı ve sertlik görülebilir. Kaslarda zayıflık özellikle pelvis, uyluk, omuz, ve üst kolda görülür. Ek olarak hastalık el ve parmaklarda uyuşma ve ağrı yapan Karpal tünel sendromunu tetikleyebilir, Discoid lupus diye adlandırılan lupus formu kronik kutaneous lupusu (CCLE) olan hastalarda görülür. Yanaklarda, burunda ve kulaklarda para şeklinde kırmızı kabuklu döküntü yapar. Döküntüde ağrı veya kaşıntı yoktur, ancak gerilerken arkasında deride renk değişikliği olur. Eğer döküntü saçlı derideyse, saç kaybı görülebilir. Bu saç kaybı bazen kalıcı olabilir. Subakut cutaneous lupus (SCLE), olan hastalarda döküntü kabuklu kırmızı yama veya halka şeklindedir.  Bu döküntü genellikle kollar omuz boyun göğüs ve gövde gibi vücudun güneş gören bölgelerinde görülür. SCLE olan hastalar güneşe karşı daha hassastır ve güneşten korunması gereklidir. Sistemik lupus alevlendiğinde, yüzde güneş yanığına benzer döküntü çıkabilir. Bu “kelebek” şeklindeki döküntü Akut cutaneous lupus (ACLE) işaretidir. Döküntünün şekli tanı koydurucudur. Bu döküntü vücudun güneş gören başka yerlerinde de görülebilir. Bu döküntü güneşe karşı aşırı hassasiyet gösterir.

Komplikasyonlar

Sağlıklı kırmızı kan hücresi olan eritrositler Lupus hastalarında İmmun sistem tarafından zarar görürler. Bunun sonucu olarak hemolitik anemi gelişebilir. Kansızlığa bağlı olarak yorgunluk, solunum zorluğu, baş dönmesi, ciltte ve gözlerde sarılık olabilir. Sağlıklı kişilerde yaralanmalarda kanamayı önlemek için çalışan kan pıhtılaşma sistemi Lupus hastalarında bozulmuştur. Yaralanma olmadan da kan pıhtılaşması görülür. Bu çok tehlikelidir çünkü bu pıhtılar hayati organların damarlarını tıkayarak ciddi problemlere neden olabilir. Lupus hastalığında immun sistem sinirleri de tutabilir. Bu baş ağrısı, şuur bulanıklığı, görme sorunları, karakter değişiklikleri, baş dönmesi ve uyuşma gibi belirtilere neden olmaktadır.  El ve ayak sinirlerini tutarsa, el ve ayak parmaklarının uçlarının kırmızı, beyaz veya maviye döndüğü Raynaud’s fenomenine neden olabilir. Parmaklarda aynı zamanda soğukta ağrı ve uyuşukluk olabilir. Lupus, akciğeri tuttuğunda, solunum zorluğu görülebilir. Eğer akciğer zarı tutulursa (plörezi), akciğere baskı yapar, solunum ağrılı olur. Lupus, akciğerdeki kalınlaşma sonucu akciğer ve kalp arasındaki damarlarda basınç artışı demek olan  pulmoner hipertansiyona neden olur. Kalpten akciğere oksijen almak için daha az kan gidebildiği için kalp durumu kurtarmak için daha çok çalışmak zorunda kalır. Lupus birçok organ gibi böbrekleri de tutabilir. Lupuslu hastaların üçte birinde lupus nefriti adı verilen böbrek tutulumu vardır.  Böbrek tutulduğunda sıvı yeterince atılamaz ve birikir.  İlk belirtileri bacaklarda, ayak bileklerde ve ayaklarda ödem veya şişliktir.

Tanı kriterleri

Malar ve diskoid döküntüler, Fotosensitivite, ağıziçi ülser, eklem iltihabı (noneroziv),  serozit (Plörit,perikardit) böbrek hastalığı, (proteinüri,hücre silendiri), nörolojik bulgular (konvulziyon, psikoz), hematolojik hastalıklar ( hemolitik anemi, lökopeni (4000/mm3),  lenfopeni (1500/mm3)  trombositopeni (100000/mm3) ,İmmünolojik hastalık ( anti dsDNA,  Anti Sm,  ACA/LAK veya yalancı pozitif VDRL, ANA pozitifliği) tanı konulmasında değerlendirilir. ANA hastaların %78 inde pozitiftir.

Tedavi

Lupus tedavisi aslen romatoloji uzmanlarınca yapılacaktır. Ancak hastalık pek çok sistemi tuttuğu için pek çok branştan konsultasyon yapılması gerekecektir. Lupus tanısı konduktan sonra, doktorunuz hasta yaşı, bulguları, genel sağlık ve yaşam tarzını temel alarak bir tedavi planı geliştirecektir. Herhangi bir tedavi planının temel hedefleri şunlardır: Lupus nedeniyle  oluşan inflamasyonu azaltır Aşırı aktif bağışıklık sistemini bastırır Alevlenmeleri önler,oluştuğunda tedavi eder Eklem ağrısı ve yorgunluk gibi belirtileri kontrol eder Organ hasarını en aza indirir Doktorlar lupus tedavisinde kullandığı birçok farklı kategoride ilaçlar vardır. Ancak, FDA tarafından onaylanan ilaçlar şunlardır. Prednizon, prednizolon, metilprednizolon ve hidrokortizon dahil  kortikosteroidler, Hidrosiklorokin (Plaquenil®) ve klorokin gibi Antimalaryaller, Monoklonal antikor belimumab (Benlysta®) Doğal olarak oluşan ACTH (adrenokortikotropik hormon) hormonu içeren Acthar (depo kortikotropin enjeksiyonu), Aspirin Lupus hastalığında dermatoloji branşının daha çok ilgilendiği form olan Diskoid lupus eritematozus (DLE) tedavisinin  hedefi, hastanın görünümünü düzeltmek için mevcut lezyonlar kontrol  altına almak, yara oluşumunu  sınırlamak ve lezyonların daha fazla gelişimini önlemektir. Ciddi sistemik hastalığa dönüşmesinin nadir de olsa mümkün olduğu  hastalara anlatılmalıdır. Primer deri hastalığının sistemik tutuluma ilerlemesini takip etmek için basit laboratuvar tahlilleri eşliğinde düzenli  klinik değerlendirme genellikle yeterlidir. Tedavide başlangıç olarak , güneşten koruyucu kullanımı, koruyucu giysiler giyme  ve alışkanlıklarda değişiklikler de dahil olmak üzere güneş koruyucu önlemler ile başlar.  Uygun seçilmiş hastalarda kapatıcı makyaj malzemeleri veya peruk gibi kozmetik önlemler önerilebilir. Standart medikal tedavi topikal veya intralezyonel kortikosteroid ve sıtma ilaçları içerir. Topikal kalsinörin inhibitörleri de kutanöz lupus eritematozus (KLA) olan hastalarda kullanılmaktadır. Buna ek olarak, topikal retinoidlerin  yararlı olduğu da  rapor edilmiştir. Topikal imikimod 1 in hastalarda etkili olduğu bildirilmiştir. Genellikle deri hastalığının kontrolünü sürdürmek için verilen sistemik kortikosteroidlerin  tedavi dozu ve süresi genellikle tedavi sonrası ortaya çıkacak yan etkiler açısından önemlidir.  Bu nedenle, tedaviye dirençli hastalarda diğer ilaçlarla beraber, metotreksat, mikofenolat mofetil ve talidomid, gibi immun baskılayıcı ve immunomodülatörler de değerlendirilmelidir. Kronik CLE güneş ışığı ve diğer UV ışınlarına maruz kalma ile şiddetlenebilir. Bu nedenle, güneşin daha az  olduğu sabah erken ya da öğleden sonra geç saatlerde, güneş ışığı maruziyeti sınırlayarak önlem alınmasını hastalara tavsiye ediyoruz. Hatta bu zamanlarda, güneşten koruyucu tedbirler de uygulanmalıdır. Solaryum gibi yapay ışık kaynakları, önerilmez.

Jessner’in lenfositik infiltratı

Jessner lenfositik infiltratı nedir? Jessner lenfositik infiltrasyonu yüz, boyun ve sırtın üst kısmında pullanma olmayan kırmızı leke ve kabarıklıklar şeklinde görülen nadir bir cilt hastalığıdır. Genellikle ağrı ve kaşıntı yoktur. Lezyonlarda aylar veya yıllar boyunca remisyon ve alevlenme dönemleri olabilir. Bazı durumlarda kendiliğinden tam bir gerileme görülebilir. Hastalık bening lenfositik infiltrasyon, Jessner hastalığı, Jessner-Kanof sendromu, benign ve kronik T hücre infiltratif bozukluğu dahil olmak üzere diğer birçok isimle bilinir. Lupus eritematozus  ile (lupus tumidus) aynı hastalık spektrumunda olduğu düşünülür, ancak histolojik incelemede, monoklonal antikorun Leu-8 boyaması bunların farklı olabileceğini göstermektedir. Jessner lenfositik infiltrat neden oluşur? Jessner lymphocytic infiltratın nedeni bilinmiyor. Benign T-hücreli lenfoproliferatif hastalık olarak sınıflanmaktadır. Bazı vakalar, Lyme hastalığına neden olan Borrelia etkeni  ile ilişkilendirilmiştir. Jessner lenfositik infiltrasyonunun bulgu ve belirtileri nelerdir? Jessner lenfositik infltrasyon plaklarının, genellikle küçük, hafif kabarık, kırmızı noktalar olarak başladığı ve yavaş yavaş çevreye büyüyerek iyi sınırlı, kırmızı bir plak oluşturduğu tanımlanmıştır. Bazen lezyonun merkezi düzelir, yani dairesel veya kemer seklinde formlar oluşturur. Tek veya birden fazla lezyon oluşabilir ve bunların çapları 2 mm ila 2 cm arasında değişebilir. Jessner lenfositik infiltrasyonu mevsimsel etkinliği değişkendir: Kışın, yaza göre daha fazla hasta kötüleşir buna rağmen alevlenmeler güneşe maruz kalma ile ilişkili olabilir. Genellikle semptomsuzdur ama bazı hastalarda kaşıntı ya da yanma şikâyet olabilir. Lenfositik infiltrat nasıl tanınır? Tanı klinik olarak yapılan cilt biyopsisi ile konulur. Ana ayırıcı tanılar tumid lupus eritematozus, lenfositoma kütis ve polimorf ışık erüpsiyonlarıdır. Jessner lenfositik infiltrat için hangi tedaviler mevcuttur? Genellikle Jessner lymphocytic infiltrat için tedavi gerekli değildir. Lezyonu gizlemek ve görünümü düzeltmek için Kozmetik kamuflaj kullanılabilir.            Aşağıdaki tedavilere değişken cevaplar alınmaktadır. Harici ve lezyon içine kortikosteroidler. Hidroksklorokin gibi sıtma ilaçları,  UVA1 fototerapi veya fotokemoterapi (PUVA) Fotodinamik tedavi Siklofosfamid Talidomid Radyoterapi Güneşe bağlı alevlenme hikâyesi ne olursa olsun, tüm hastalara, güneşten koruma önlemlerini takip etmesi, tavsiye edilmelidir. Jessner lenfositik infiltrat için görünüm nedir? Birkaç ay, ya da yıl boyunca devam etmesi sonrasında lezyonlar yara izi bırakmadan veya başka sorunlara neden olmadan kendiliğinden kaybolur. Bazen aynı yerde veya başka bir yerde tekrarlayabilir.

Rozase (Gül Hastalığı) 

Yüzde çok sık kızarıklık nedenlerinden biridir.  Rozasea  sık görülen kronik bir hastalıktır. Klasik olarak yanaklarda burunda alında ve çenede yama şeklinde  kırmızılıklar ve inflamasyon vardır. Açık renkli, renkli gözlü hastalarda ve ilkbaharda daha sık görülmesi güneşin etyopatogenezde rolünün olduğunu göstermektedir. Tipik olarak 30-50 yaşlarında sıktır ve kadınlarda erkeklerden çok görülür. Rozasea hastalarının ailesinde rozasea olma sıklığı %30-40 oranındadır. Rozasea çocuklarda çok nadir görülür ve daha çok göz tutulumu ile karakterizedir.  Rosasenin 4 tipi vardır 1. Eritema telenjiyektazik tip: Kalıcı santal eritem ana bulgudur. Telenjiyektazi her zaman olmayabilir. Papül ve püstüller telenjiyektazileri izleyebilir. Tedavi sonrası görünür hale gelirler. 2. Papülo püstüler tip: Kalıcı eritem üzerinde papül ve püstüller ataklar halinde çıkar. 3. Fimatöz tip: Orta şiddette rozasea tipidir. Dermal bağ dokusunda, yağ bezlerde büyüme, kıl folikülü ağızlarında belirginleşme ve damarlanmalar ile karakterizedir. Deri kabalaşır, yüzeyi düzensizleşir, nodüler hale gelebilir. En çok burunda görülmekle birlikte nadiren alın (metofima), çene(gnatofima),  kulak (otofima), göz kapağında da blefarofima) görülebilir.  4.Oküler tip: Hastaların yaklaşık 1/3’de oküler tutulum olmakla birlikte, %20’sinde yüz tutulumu olmaksızın görülebilir. Deri bulguları olduğunda tanı koymak kolaydır. Deri bulgusu olmadığında tanı koymak zorlaşır. Oküler tutulum, deri  bulgularının varlığı ve şiddeti ile ilişkili değildir.  Belirtileri yavaş olarak ortaya çıktığından başlangıçta güneş yanığı sanılarak tedavide gecikilebilir.Hastalık ilerledikçe, kızarıklık daha belirgin ve kalıcı bir hale gelir. Bazı hastalar bu bölgede yanma ve sızlama şikayetinden bahsedebilir. Deri üzerinde küçük, kırmızı, sert kabarıklıklar (papul) ve iltihap dolu sivilceler (püstüller) görülebilir. Bu görüntü akneye benzediğinden, rozasea  bazen “akne rozase”  olarak adlandırılır. Küçük, genişlemiş kan damarları (telanjektaziler) görünür hale gelebilir.  Sıklıkla, hastalarda rozasea kızarıklığı oluştuğunda  bu genişlemiş damarla ince kırmızı çizgiler şeklinde görülebilir.  Bazı vakalarda, aynı görüntü gözde de olabilir. Gözler kızarmış, irrite olup, yanabilir. (oküler rozase). Bu durum rozaseli hastaların %50 sinden fazlasında görülür.  İleri durumlarda, yüz daha geniş olarak tutulur. Deri şişer, kist formları ve küçük yumru şeklindeki kabarıklıklar burnun şiş ve kızarık görünmesine sebep olur. Rinofima olarak adlandırılan bu durum çok sık değildir ve özellikle erkeklerde görülür. Rozase zamanla  kişinin kendine güvenini de bozabilecek kalıcı değişikliklere neden olarak  daha kötü bir hal alabilir. Bilinen bir kalıcı  tedavisi yoktur ancak geçici olarak durum düzeltilebilir. Vakaların çoğu ilaçlarla tetikleyici faktörlerden ve güneşten korunarak kolayca kontrol edilebilir. Neden oluşur? Kimse kesin nedenini bilmiyor. Araştırmacılar gelişimi için bir çok teori ileri sürmüşlerdir.  Yüz bölgesindeki kıl diplerinde yaşayan “Demodex folliculorum” denen bir parazitin yağ  bezlerinin ağızlarını tıkamasına bağlı geliştiği en çok kabul edilen teoridir. Rozase  tüm deri tiplerinde görülse de açık tenli kişileri daha çok tuttuğu bilinmektedir. Çoğu kez ailede bir çok kişide birden bu hastalık vardır. Bu nedenle araştırmacılar en azından genetik bir yönü olduğunu düşünmektedir. Bazı durumlarda rozase migren başağrısı,diğer cilt hastalıkları, blefarit ve keratit gibi bazı göz hastalıklar ile birlikte olabilir.  Bazen uzun süre steroid kullanımına bağlı gelişebilir. Rozasea nedeni olarak en çok kabul edilen görüş vasomotor bozukluktur. Flushing ataklarının tek başına neden olabilir. Menapoz sonrası kızarma atakları sonrasında hastalığın sıklığı artmaktadır. Ayrıca vazomotor bozukluk olan migrende rozasea sık görülmektedir. Rozaseyi  tetikleyen bazı faktörler şunlardır. Hastalığı tetiklediği düşünülen etmenler sıklık sırasına göre  güneş, stres,  sıcak hava,  rüzgar,  egzersiz,  alkol,  sıcak banyo, soğuk hava, nem,  baharatlı yiyecekler,  kozmetik ürünler (yüz temizleyicileri) ve sıcak içecekler olarak bulunmuştur. Ayrıca kafein, fındık, çikolatanın da hastalığı arttırabileceği düşünülmektedir.  Yiyecek ve içecekler : Alkol , Baharatlı gıdalar, sıcak yiyecek ve  içecekler Aktiviteler  : Ağır egzersizler, Sıcak banyo ve Saunalar Hava Durumu  : Sıcak veya soğuk  hava, Nemli hava, Rüzgar, Güneş Duygusal durumlar : Stres veya sıkıntı, Utanma veya kahkaha ile gülme  Tıbbi durumlar   : Menapoz, kronik öksürük, kafein eksikliği sendromu  Diğer   : Cilt ürünleri, steroidler, tansiyon ilaçları ve ağrı kesiciler gibi  ilaçlar Ancak tüm    tetikleyici faktörler kişiye göre değişiklik gösterecektir Tedavi Rozseniz varsa onu kontrol altına almak için pek çok yol vardır. Şu an için tedavi ile ortadan kaldırılamadığı düşünülürse belirtileri kontrol altına almak ve kötüleşmesini önlemek yapılacak ilaç tedavilerine ek olarak tetikleyicileden uzak kalmak  önemlidir.Genel önlemler alınmalıdır. Hastalar düzenli güneş koruyucu kullanarak güneşten korunmalıdır. Sıcak banyo, sıcak, soğuk, rüzgarlı hava, travma (irritan temizleyici maddeler, alkollü solüsyonlar), stres, alkol, baharatlı yiyecekler, sıcak içecekler, kozmetik ilaçlar, yerel kortikosteroidler, aşırı egzersizden kaçınmalıdır. Ayrıca nemlendiriciler kullanılmalıdır. Rozase  İlaç Tedavisi: İlaç tedavisinin hastanın durumuna göre  yanlızca uzman doktor tarafından verilmesi gerekir. Aksi durumda geri dönüşü olmayan kötü sonuçlara sebep olabilir.Kremler ve Oral Antibiotikler tedavide kullanilmaktadir.Hafif olgularda yerel ajanlar kulanılır. Metronidazolun lokal formları, 3 ay  günde bir veya iki kez kullanılmasıyla lezyonlarda %50 azalma olmaktadır. Azaleik asitin  jel ve krem formlar günde 2 kez 3 ay süreyle kullanılması önerilmektedir.  Sodyum sülfasetamid +sülfür 2 ay süre ile kullanılabilir. Günümüzde yerel metronidazol ilk tercihtir. %15’lik azaleik asit daha etkilidir ancak  irritasyon riski metronidazole göre daha yüksektir. Azaleik asit  antiinflamatuar, antibakteriyel, antioksidan ve antikeratin etki göstermektedir. Metronidazol, azaleik asit ve sodyum sülfatamid ve sülfür FDA onaylıdır.  Adapelen  krem, permetrin krem, demodekslere etkili , krotamiton krem oksimetazolin (eriteme etkili), ivermektin (demodekslere etkili), lindan krem, retinaldehit krem, etilnikotinamide , tazaroten  rozasea tedavisinde etkili olabilecekleri düşünülmektedir, ancak yeterli kanıtlar yoktur. Şiddetli olgularda yerel ajanlar ve sistemik ajanlar kullanılır. Sistemik antibiyotikler minosiklin, doksisiklin, tetrasiklin papül ve püstülleri tedavi eder. Metronidazol 250 mg 2x1 10-14 gün kullanılır. Makrolidler (eritromisin, klaritomisin) 250-500mg 2x1 gebe ve emzirenlerde güvenlidir. Azitromisin 250 mg haftada 3 kez verilir. İsotretinoin, Acitretin, ketakonazol , dapson gibi ilaçlar tedavide kullanılabilmektedir. Diğer tedaviler: Göz bulguları için  göz damlaları ve göz kapaklarının  ılık suyla  temizlenmesi ve gerekirse göz doktoruna başvurulması gerekir. Görülebilen damar lezyonları için lazer tedavisi uygulanabilir. Cerrahi ve laser tedavisi rinofimalı hastalarda kullanılabilir. Fimatöz rozaseanın hafif olgularında retinoik asit (0.1- 0.2 mg/ kg/gün) kullanılır. “Eritema telenjiyektazik” tip  rozaseada damarsal lezyonların tedavisinde, lazerler etkili olabilmektedir. Ağır ani gelişen rozaseada sistemik kortikosteroid verilebilir.  Akut tablo geçtikten sonra  sistemik antibiyotikler veya retinoik asit kullanılır. Retinoik asit, sadece granülomatöz rozaseada (3-6 ay) verilir.
§ § § § § § § · ·